Güneydeki nefret ettiğim terör devleti
Birilerinin “güneydeki sevdiği ülke”, bizim için “güneydeki nefret ettiğimiz terör devleti”dir ancak. İsrail demeye utanıyoruz, zira o lügatimizde Hz. Yakup peygamberimizdir bizim.
Birilerinin “güneydeki sevdiği ülke”, bizim için “güneydeki nefret ettiğimiz terör devleti”dir ancak. İsrail demeye utanıyoruz, zira o lügatimizde Hz. Yakup peygamberimizdir bizim.
Twitter’ın kullanıcılarına sunduğu “en değerli” şey olan, herkesi ulaşılabilir kılma, herkesi herkesle doğrudan muhatap edebilir kılma özelliği ilişkilerimize çoğunlukla fayda sağlamıyor, bilakis zarar veriyor.
Cibril hadisinde geçen, tasavvuf ilminin kendisine dayandırıldığı ‘ihsân’ kavramına dair Risale-i Nur’da neler var diye sorulacak olursa kısaca ‘ihlas’ diye cevap verebiliriz.
Asabiyetlerimiz, sadece geçmişimizi nasıl “icad” ettiğimizi göstermiyor esasen. Geleceğimizin inşasında da bizi geriye çeken, nesillerimizin önünde, yüzleşme bekleyen büyük anlatılar bırakıyor.
Bediüzzaman’ın “tarikat berzahı”ndan kasdı; şeriat, tarikat ve hakikatin birbirinden farklı ve birbirine sırayla geçilecek şeyler nazarıyla bakılarak yapılan seyr u süluktur bizce.
Hakikat “bizim”dir. Biz anlamasak ve hiçbir makul açıklama yapamasak dahi, bizimdir ve o hakikat bizi üstün kılacak, bize inanmayanlara gününü gösterecektir.
Efendimiz’in “tuzu kuru” değildir. Her türlü kaybı yaşamış, fakat en ciğersûz olaylarda dahi sabrını asla ‘kaybetmemiştir’. Çünkü esas kayıp, sabrını kaybetmektir insan için.
“Son zamanlarda (hac) memleketimizde bir moda halini aldı. Bu modadan, kanaatimizce, en fazla istifade eden nakliye şirketleriyle, Suudi Arabistan hükümeti oluyor.” 2 Ekim 1950 tarihli Cumhuriyet gazetesinden
Af daha güzel bir yol olduğu halde, mabudiyet makamının tek sahibi olan Rabbü’l-âlemin dahi kula suçluyu affetmesini emretmemekte, önce kısas seçeneğini sunmaktadır.
Akılları paylaşamıyoruz, her aklın kendi aklı gibi düşünmesini, onların da akıllarını fethetmeyi ister hale geliyor insan; bu olmayınca da tahkir ve tehditlerle sözü boğmaya çalışıyor.
Din ile dünyayı, sekülerle dinî olanı ayırmaya ve bu şekilde mükellefiyetlerinden sıyrılmaya çalışan nefsimiz bize amelleri “iman” tanımından uzaklaştırtarak “ibadet”lerimizin derinlik kazanmasına ve imanımızın tazelenmesine engel olur.
Ciddiyet kaderimizdir, Cenab-ı hakkın kainatta gözettiği sünnetullahından ve O’nun sevgili Rasulü’nün, âl ve ashabı aracılığıyla bizlere bıraktığı sünnet-i seniyyesindendir.
Nasıl celâl ile cemâl bir arada olmadan kemâl olmuyorsa sabırla şükür de bir arada olmadan kemâl ortaya çıkmıyor maalesef. Buradan çok önemli bir ders daha çıkıyor bizlere: ‘şükürsüz sabırlara dikkat’ dersi...
Sadece O’na kulluk etmek hakikatse, bu kullukta istikamete ulaşmak da hakikatin dengesini işaret ediyor bizlere. Kullukta kıvamın, dengenin yakalanması bir üst mertebe olarak gösteriliyor Fâtiha suresinde, işte o ideal kulun ağzından.
İttihad-ı İslamı günde en az beş kez gerçekleştiriyoruz aslında. Tek yapmamız gereken namazda yakaladığımız o tevhid ruhunu namazın ardından da sürdürmeye çalışmak, halis bir niyetle tüm anlarımızı ibadete, hayatımızı aynı safta kılınan…
Kazananı belli olan bu mücadele, insanın terakkisi için sürekli devam edecek. Kazanan hep vicdan olacak, fakat bizim de vicdanla beraber kazanmamız için vicdana uymamız, nefsi susturmamız gerekiyor.
Evet insan Kerîm Rabbini unuttu. Çünkü kendini kerîm sandı, El-Kerîm'i unuttu. İbn Ataullah el-İskenderî'nin dediği gibi “insanı vehim kadar yöneten bir şey yok”. Bu vehim insanı ebedî helâkete götürse bile...
Bediüzzaman da aynı Mevlânâ ve İbn Atâullah el-İskenderî gibi, meziyet tohumlarının yeşerebilmesi, neşvünema bulması için çok görünür olmaması gerektiğini ifade ediyor. Zaten potansiyel olan, elbet bir gün kinetiğe dönüşecek, elbette tohumlar ağaca…
Kâinatla ve fıtratla birebir uyum içinde olan bir şeriat-ı Ahmediye’ye tâbiyiz. Acaba dünyada bundan büyük bir nimet olabilir mi?
İnsanlar yaratılmışlık noktasında da, yaratıcı olmaktan uzaklık noktasında da denkler hâsılı. Ve bu denge bize hem eleştiriye açık olmayı, hem de yargılamaya kaçmadan eleştirmenin hak olduğunu öğretiyor.
İran medeniyetini, büyük İslam medeniyetinin çok önemli bir unsuru olarak görüp, özellikle klasik İran mimarisine ve hat sanatına hayran olanlardanız biz. Farsça’yı, yine İslam medeniyetinin vazgeçilmez bir parçası olarak görüp öğrenmek ve…
İran devletinin, daha evvel değinmeye çalıştığımız ideolojik meşruiyet zemininin yanı sıra, bir diğer meşruiyet kaynağı da petrolü. Kısaca bir petrol ve ideoloji devleti diyebiliriz belki İran için. Bu açıdan Suudi Arabistan ve…
Bir deyiş var İngilizcede: “Think global, act local”. Bu sözün, yerelliğin doğru tanımını vereceğini düşünüyorum: “Küresel düşün, yerel hareket et”. Ufkun küresel olsun, fakat yerelin renklerini kaybetmeden hareket et. Yerelle küreseli buluşturmak…
Meşrûtî ol(a)mayan meşruiyet zeminleri, zaten ancak baskıyla var olabiliyorlar. Fakat tarih bize şunu da öğretiyor ki meşruiyetleri meşrutiyete dayanmayan tüm baskıcı sistemler, er ya da geç yıkılmaya mahkûm oluyor.