Kulluk amaç mıdır, yoksa araç mı?
İnsan ibadeti bir şeyden sakınmak ya da bir şeye erişmek amacıyla değil, yaratılışının bir gâyesi olduğu için yapar ki bu sayede varlığını, amacına uygun hale getirir. İşte böylesi bir ihlas neticesi yapılan,…
İnsan ibadeti bir şeyden sakınmak ya da bir şeye erişmek amacıyla değil, yaratılışının bir gâyesi olduğu için yapar ki bu sayede varlığını, amacına uygun hale getirir. İşte böylesi bir ihlas neticesi yapılan,…
Kur’ân, nefsin mahiyetine dair detaylara girmek yerine onun özelliklerine ve Allah’ın koyduğu kurallara değinmektedir. Yanı sıra, belirgin bir hitap şekli olarak nefsi, insanın kendisi yerine koymaktadır. Kindî, Fârâbî, Isfahanî ve Gazzâlî’de ortak…
Nefs kendi aleyhinde hareket etmektedir. ‘Allah Allah, bir şey kendi aleyhine nasıl bu kadar çalışır?’ derseniz, cevap şurada derim: “Allah’ı unuttuğu için nefsleri kendilerine unutturulanlar gibi olmayın!”. İnsan unuttuğu bir şeyin lehine…
Bir zamanların maoist ve stalinisti olan, sonrasındaysa tasavvufa meyleden İsveçli yazar Torbjörn Säfve’nin tasavvufa ve tasavvuf ehline bakışında rayında gitmeyen bir şeyler var. Böylesi bir sorun ona has değil aslında. Hatırlanacağı üzere,…
Ev, araba vb. dünya hayatını kolaylaştırıcı araçlar çoğu zaman bu temel anlamdan sıyrılıp amaç haline getiriliyor günümüzde. Bu uğurda ömürler harcanıyor. Bunları nasip edenin Allah olduğu hatırlardan sık sık çıkıp ‘mortgage’lardan, ‘düşük…
Hz. İbrahim’in, Sümerler’in son zamanlarında yaşadığına dair yüzde yüz emin olmak mümkün değilse de eldeki delillere binaen Sümerler tarihinin bu dönemini Hz. İbrahim kıssası eşliğinde okumak, farklı bir bakış açısı kazandıracaktır bizlere.
Hüznün ulvîsini hissedebilen ama bu hissettiğinin de ne olduğunu anlayabilen ve dahi onu Rabbi ile paylaştığı için mutlak bir yalnızlık içinde hüzün duymayanlardan olmak...
İlginç olan nokta şu ki ‘görme’ sadece ânı geleceğe bağlamaz. Geçmişle de bağı vardır. Çünkü görme biçimlerimiz, bildiklerimizden ve inandıklarımızdan; yani bizim kim olduğumuzdan etkilenir.
Tabi ki insan da melek gibi yaratılabilirdi. Allah’ın gücü tabi ki buna yeterdi. Fakat o bunu dilemedi. Çünkü insan idraki, ilmi ve iradesiyle Allah’ı isimleri üzere en iyi yansıtabilecek varlıktır.
Hani edebiyatçılara dair ‘edebiyat için edebiyat yapanlar’ ve ‘insan/toplum için edebiyat yapanlar’ diye bir ayrımdan bahsedilir ya fark ettim ki benzeri bir ayrım araştırmacılar için de yapılabilir: bir tarafta ‘araştırma için araştırma…
Kişilerin neyi, ne kadar bildiklerini ve bildiklerinin ne kadarının ilahi referansa atıfla var olduğunu sorgulamadan, muhataplarının konumunu ve ilkenin tatbikinden doğacak sonuçları düşünmeden yerli-yersiz ve özellikle asabi, çirkin bir üslupla uyguladıkları bu…
Aslında hayat ufak anların bitiştirilmesinden ibaret. Ve siz o ufak anlarda hayata nasıl bakıyorsanız ‘büyük’ anlara da onu yansıtıyorsunuz demektir.
Derseniz ki “hızın esir ettiği hayatlarımızda durup her eyleme nasıl bir ibâdet ruhu giydireceğimizi mi düşünelim?” Bunu tecrübe etmeye çalışan biri olarak hakikaten bir zorluğu olmadığını, bilakis çok iç rahatlatıcı, hayata anlam…
Sahip olduklarımıza odaklanıp hak edip hak etmediklerimizden dem vurmalarımız büyük çerçeveyi görememeye, mutsuzluğa ve kıskançlığa sebep oluyor her şeyden önce. Tüm bunlara dair harika bir örnek zat var tarihte. Kimdir o bilir…
Sanki şöyle demek ister Rabb, “Başka birinin aşmaya kolayca güç yetirebileceği için burun kıvırdığı şu arzunu yatır bugün bıçağın altına ey kul, ben onu Hz. İbrahim’in sınanmasına eşitlerim.”
İşte bizi bekleyen tehlike: Yaradılış özelliklerine çok da uymayan işlerde daha iyi/daha lüks bir yaşam adına çalışan mutsuz insanlar ve onlardan hâsıl olan vasat işler ve daha da önemlisi o mutsuz insanlar…
İnsan yaşamının ana hatlarının -yani doğum, eğitim ve okul süreci, çalışma süreci, aile oluşumu, yaşlılık ve ölüm- araları ayrıntılarla doldurulup bu ayrıntılar asıl hâline getiriliyor.